Haydar Doğan

Sitemize Hoş Geldiniz!

"Bu sitede, hakkımda yayımlanan haberlere, fotoğraflara ve videolara ulaşabilir; kaleme almış olduğum yazıları okuyabilirsiniz."

You are here:

26 Yıldır Rekorları Kırılamayan Sporcu

e-Posta Yazdır PDF
Türk Spor Ajansı yazarlarından Nursel Gülay'ın, Haydar Doğan ile yapmış olduğu röportajı yayımlıyoruz:

N.G: Haydar Doğan'ın spor yaşamını anlatıyor; sporcu, yönetici ve bugünkü durumu hakkındaki bilgileri de kendisinden izin alarak aynen paylaşıyorum. Her sporcuya sorulan ortak sorumuz; Sayın Doğan, sizi spor yapmaya kim yönlendirdi?

Haydar Doğan: Bizden önceki kuşaklarda olduğu gibi ben de atletizme tesadüf eseri başlamış oldum. Henüz 11 yaşımda iken Türkçe dersinden kaytardığım bir süreçte şans eseri okul müdürümüz ve aynı zamanda beden eğitimi öğretmenimiz olan Sayın Fikret Şahin hocamızın sporcular arasında atletizm yarışmaları elemesine katıldım. Benden yaşça büyük olan, hatta lise son sınıf öğrencilerinin de aralarında bulunduğu 3 km'lik okul seçmesine katıldım ve 1. oldum. Böylelikle atletizm hayatına adım atmış oldum. 3 gün sonra da İstanbul/İstinye'de yapılan orta okullar arası 3000 metre yarışmasında uzak ara 1. olunca bütün dikkatleri üstüme çekmiş olmalıyım ki, hayatıma yön veren ve bana büyük hizmetleri olan değerli hocam Şevki Koru ile tanışmış oldum. Şevki Koru Hocam, benim için büyük bir şanstı, çünkü kendisi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk atletlerinden birisiydi. Bilgisi ve tecrübeleriyle benim hayatıma, antrenmanlarıma yön verdi ve en iyi şekilde yetiştirdi. Kendisini büyük bir özlemle anıyorum ve Allah'tan rahmet diliyorum. 

N.G: Dile kolay, bundan tam 26 yıl önce, 1986 yılında Fransa'da yapılan Liseler Dünya Şampiyonası'nda ( ISF ) 3000 metre koştunuz ve 8.18.22'lik derecenizle hem birinci oldun uz hem de Liselerarası Dünya rekoru kırdınız. En önemlisi, bu rekorunuz bunca yıl geçmesine rağmen hala kırılamadı. Ardından 5000 metreyi 14.11.6, 10.000 metreyi de 29.23.45 ile koştunuz, Avrupa Gençler Şapiyonasında ülkemize gümüş madalya kazandırarak açık saha rekorları kırdınız. Bu rekorlar da hala kırılamadı. Merak ediyorum, siz mi çok iyi bir sporcuydunuz, yoksa ardınızdan gelen mi yok? 

Haydar Doğan: Evet, yıllarca kırılamayan 5 Türkiye rekoru ve bir tane de liselerarası (İSF) dünya rekorunun sahibiyim. Bu rekorlarımın kırılmayışının bana mutluluk yerine üzüntü verdiğini açıkça ifade etmek istiyorum. Çünkü bu kadar zaman içerisinde bu rekorların kırılmayışı, Türk atletizminin geldiği nokta açısından hiç de iç açıcı bir durumda olmadığının kanıtıdır. Ben anatomik, fizyolojik, mental ve motorik yetenekli özelliklere sahip olan, orta ve uzun mesafeci bir atlettim. Olması gereken tüm yeteneklere sahip olduğuma inanıyorum. Bu yetenekli yönlerim üniversitelerimizdeki hocalarımız ve yurt dışındaki atletizm otoriteleri tarafından da bir çok defa gündeme gelmişti. Ülkemizin %50'ye yakını, genç nüfustan oluşuyor. 17 milyona yakın orta öğretim öğrencimiz var. Bu kadar genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen en büyük eksiğimizin, yetenekli sporcu seçiminin yapılamaması olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde benim gibi hatta benden de daha yetenekli binlerce sporcu adayı olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki bilimsel yetenek seçimlerinden uzak, alt yapıya önem vermeyen, gençlerimize güvenmeyen atletizm yönetimi olduğu sürece; Türk atletizmi kendi evlatlarına yatırım yapamadığından, hak ettiğimiz noktaya da ulaşamıyoruz. 

N.G: Hayat hikayenizde, sizin de yurt dışında geçen spor yaşantınız var, bu nasıl gerçekleşti? Bir eğitim ya da başka bir kulüple anlaşmanız mı oldu?

Haydar Doğan: Evet 1987- 1988 yılında İngiltere'de bulundum. Bu yurtdışı maceram, başarılı genç bir atlet olmam sebebi ile rahmetli Yılmaz Sazak abimizin beni yurtdışına gönderme isteğiyle başladı. Türk atletizm camiası, Rahmetli Yılmaz Sazak'ın sponsorluğu ile başarılara ulaşmış bir çok ünlü sporcunun olduğunu biliyor. Yılmaz Sazak ve ailesinin, Türk atletizm camiasında yer alan, başta Semra Aksu, Mehmet Terzi, Haydar Doğan, Zeki Öztürk gibi birçok şampiyon atlete maddi ve manevi katkısı olmuştur. İngiltere'de kaldığım süre içerisinde tüm maddi sorumluluğumu ve sponsorluğumu sayın Yılmaz Sazak ve ailesi üstlenmiştir. İngiltere'de kaldığım sürece, yabancı dil eğitimi aldım ve belimde oluşan sakatlığımla ilgili tedavi gördüm. Sağlığıma kavuştuktan sonra, İngiltere'nin en iyi kulüplerinden biri olan, Olimpiyat ve Dünya rekortmeni Sebastian Coe gibi ünlü atletlerin de bulunduğu Haringey Spor Kulübünü temsilen 5000 ve 10.000 metrede yarıştım. Haringey Kulübü'nün 1988 yılında İngiltere Kulüpler Şampiyonu olmasında katkı sundum. İngiltere'de kaldığım yıllar içerisinde dünyanın en ünlü sporcularıyla birlikte olmanın birçok tecrübesini yaşadım. Antrenman sistemleri, tesisleşme ve sporcu yaşam biçimleri üzerinde çok büyük tecrübeler yaşadım ve ömrüm boyunca unutamayacağım anılarım oldu. Bu deneyimleri yaşamamda katkısı olan rahmetli Yılmaz Sazak büyüğümü ve çok kıymetli ailelerini minnetle ve şükranla anıyorum. 

N.G: Spor kariyerinizin başarısı, yaptığınız derecelerden anlaşılıyor. Çok genç yaşlarda spor müdürlüğü de yaptınız. Hiç yapılmayanları başardınız. Acaba bunda yurt dışında bir süre yaşamanız mı, yoksa çevreyi iyi tanımanız mı etkili oldu? 

Haydar Doğan: Çocuk yaşta spora başlamış olmam, doğal olarak uzun yıllardan beri yurt dışına gidip gelmem ve yukarıda da bahsettiğim gibi yurtdışında yaşamış olmam; doğaldır ki bilgi, beceri ve hayata bakış açımı derinden etkiledi. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk maratoncularından Şevki Koru gibi bir antrenörün elinde yetişmiş olmam, Türkiye'nin en önde gelen spor adamlarından ve Türk atletizminin duayenlerinden Cüneyt Koryürek, Hıncal Uluç, Abdül Kadir Yücelman, Osman Atakan Tekin, Selahattin Yıldız, Turan Şahin gibi değerli büyüklerimin bana aşıladıkları bilgi ve tecrübe sayesinde, idarecilik hayatımda da Türk Sporuna hizmet etmeye çalıştım. İl müdürlüğüm süresince, tesisleşme başta olmak üzere bir çok spor branşında sporcularımızın yeteneklerinin tespit edilmesi, yetiştirilmesi ve uluslararası müsabakalarda ülkemizi temsil etmelerinde elimden geldikçe, edindiğim tecrübeleri de katarak hizmete dönüştürmeye çalıştım. 

N.G: Atletizm Federasyonu Başkanlığına aday oldunuz, neden? 

Haydar Doğan: Bilindiği gibi; Türkiye Atletizm Federasyonu, kurulduğu günden bugüne, yıllarca zor koşullarda idareci, antrenör ve sporcularının özverileriyle bir çok başarıya imza atarak günümüze kadar gelmiştir.

Günümüzde de aynı çabalarla devam ettirilmek ve yönetilmek istenen federasyonumuzun, son yıllarda uluslararası arenada hedeflenen noktalara ulaşamaması ve hedeflenen dereceleri alınamaması; Türkiye Atletizm Federasyonu'nun hızla gelişen çağın gerisinde kaldığı izlenimini vermektedir. Bunun üzerine;
-Son yıllarda hedeflenen başarıların alınamaması noktasında nerede hata yapıyoruz? 
-Sorunlarımız nelerdir? 
-Sorunlarımızı nasıl çözeriz? 
-Başarıları nasıl elde edebiliriz? 
gibi soruları birbirimize sormaya ve cevap aramaya başladık.
Yüz yıla yakın bir zamandır faal olan Türkiye Atletizm Federasyonu, neden ülkemize yakışır düzeyde sporcular yetiştiremiyor ve başarılar alamıyoruz? Sorunlarımızın ve çözümlerinin neler olduğunu hepimiz aslında çok iyi biliyoruz. Sorunlarımızın üzerine cesur ve kararlı adımlarla yürür, çağın gereklerine uygun şartlarda, bilimsel kriterlere uygun uzun vadeli planlarla; antrenörlerimizi, hakemlerimizi ve sporcularımızı yetiştirirken, aynı zamanda büyük organizasyonları yapacak tesisler yapabilirsek, Türkiye atletizmi çok kısa bir süre içinde hedeflenen noktalara kararlı adımlarla ulaşacaktır. 21. yüzyılda, 75 milyon nüfusa sahip olan ülkemizde, federasyonumuza ayrılan bütçeyle, orta ve uzun vadede Türkiye atletizminin gelişebilmesi, plan-proje ve yatırımların gerçekleştirebilmesi mümkün değildir. 2008 yılı verilerine göre, 15 milyon nüfusa sahip olan Yunanistan Atletizm Federasyonu'nun yıllık bütçesi, 25 milyon dolar (yaklaşık 40 milyon TL) iken ülkemizde ise durum pekte iç açıcı görünmemektedir.

Sadece ilk ve orta öğretimde eğitim alan 15 milyondan fazla öğrencinin olduğu ülkemizde; Atletizm Federasyonu'muza ayrılan bütçe, sadece 5,5 Milyon TL. Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından yapılan 1.5 Milyon TL destek de dâhil edildiğinde, 7 milyon TL gibi bir bütçe ortaya çıkmaktadır (2008). Özerkleşen federasyonlar arasında olan Türkiye Atletizm Federasyonu, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın ayırdığı bütçe dışında sponsorlukla ilgili herhangi bir proje geliştirmemiş ve gelir kaydedememiştir. Ülkemizde atletizmin gelişmesi için, öncelikli olarak yapılması gerekenlerin başında, antrenör sayısının artırılması gelmektedir. Mevcut antrenör sayısıyla, ülke genelinde yüz binlerce gence ulaşamayacağımıza göre, hedeflediğimiz ve arzu ettiğimiz başarılara da ulaşamayacağımız da herkes tarafından bilinmektedir. İşte bu noktada böyle bir manzara karşısında başarı beklemek, hayalcilik olmaz mı? Mevcut antrenörlerimizin mesleki olarak kendilerini geliştirebilmeleri ve ekonomik olarak desteklenmesi için her türlü destek sağlanmalıdır. Orta ve uzun vadeli planlamaları yerine getirebilmek için, beden eğitimi ve spor bölümü mezunu olup görev bekleyen binlerce işsiz antrenör adayı var. İhtiyacımız olan sayı kadar antrenörle yapılacak sözleşmeler ve eğitim çalışmaları sonrasında, bu antrenörleri federasyonumuz bünyesinde illerimizde görev yapan beşinci kademe antrenörlerimizin yanına vererek, ülke çapında yapılması planlanan yetenekli çocukların tespiti çalışmalarında görev almaları sağlanmalıdır. Aynı şekilde hakemlerimize de uluslararası standart ve kalitede eğitim verebilmek için Türkiye Atletizm Federasyonu olarak her türlü yurt içi ve yurt dışı eğitim olanağını yaratılmalıdır. Yine yeterli olmayan hakem ücretlerinin, camiamıza yakışır bir düzeye getirilmesi sağlanmalıdır. 

NG: Spor hayatınızda unutamadığınız bir anınız varsa bizlerle paylaşır mısınız? 

Haydar Doğan: 22 yıllık milli takım sporculuğum süresince 200'e yakın uluslar arası organizasyonda ülkemizi temsil etme şerefine ulaştım. Gerek uluslararası ve gerekse ulusal düzeydeki birçok organizasyonda unutulmayan anılarım oldu. Bunlar arasında birini sizlerle paylaşmak istiyorum. 1987 yılında, genç bir atlet olarak, çok formda olduğum bir dönem içerisindeydim. O yıl, hedeflerim arasında İngiltere de yapılacak olan Avrupa gençler Şampiyonası vardı. Antrenörüm olan Şevki Koru Hocamla her şey planladığımız gibi gidiyordu. Derecelerim, rahatlıkla ülkemizi Avrupa Şampiyonası'nda temsil etmeye yetiyordu. Yani Avrupa Şampiyonası baraj derecelerini çok rahat geçmiş durumdaydım. Beklediğimiz gün geldi ve daha önceleri Atletizm Federasyon Başkanlığını yapan Prof. Dr. İlker Çetin Hocamızın başkanlığında Sevgili Kardeşim Türkiye Rekortmeni Atletimiz Sevgül Torbalı (Yaylalı) ile birlikte Avrupa Şampiyonasına katılmak üzere, İngiltere'nin Birmingham Şehrine gittik. Ben 10.000 metrede, Doğu Alman atletin ardından az bir farkla, Avrupa Gençler Şampiyonası'nda ikinci oldum. Bu, benim ve ülkemiz için çok önemli bir başarıydı. Bu başarının, Türk atletizm tarihinde, Rahmetli Ruhi Sarıalp'in üç adım atlama yarışmalarında, 1948 Olimpiyatları'nda aldığı üçüncülük ve 1950 yılındaki Avrupa Şampiyonası'nda aldığı üçüncülükten sonra, ülkemize Avrupa Şampiyonası'nda kazandırılmış ilk madalya olduğunu biliyordum. Bu anlamda, ülkemizi temsilen bir ilki başarmış olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Tarifi imkansız bu mutluluğum, takım arkadaşım Sevgül Torbalı'yla ve Kafile Başkanımız İlker Çetin Hocamla paylaştım. Daha sonraki sohbetimizde ise İlker Hocam yarışmaların İngiliz Televizyon Kanalı'nda canlı yayınladığını, sunumu yapan spor spikerinin benim başarımı ve yarış içindeki mücadelemi anlatırken "Bir Türk atletinin burada ne işi var?" gibi alaycı bir tavırla yorum yaptığını, kendilerinin de bu duruma müdahale ederek düzelmenin yapılması için yetkililerle temasa geçtiğini ve sorumluların da bu yanlış anlaşılmadan dolayı kendilerinden özür dilediklerini bana anlatı. Tabii ki biz, Türk sporcu kafilesi olarak aldığımız spor başarısının yanında kafile başkanımız sayesinde, diplomatik başarının da haklı gururunu yaşamış olduk. Bu anlamda unutamadığım bu anımı her yerde; özellikle de genç sporcularımıza anlatıyorum. Yani ülkemizi yurt dışında temsil eden sporcularımızın alacağı başarılarının yanında diplomatik başarıların da çok önemli olduğunu düşünüyorum. 

NG: Bu dönem yine eskiden olduğu gibi ülke Sporunu Gençlik ve Spor Bakanlığı yönetecek. Sizce buna neden ihtiyaç duyuldu? 

Haydar Doğan: Spor teşkilatımızın, Gençlik ve Spor Bakanlığı adı altında varlığını sürdürüyor olmasından ötürü; ekonomik ve yönetimsel olarak çok daha güçleneceğine ve Türk sporuna büyük hizmetler yapacağına inanıyorum. Burada önemli olan, bakanlık bünyesinde görev yapan idareci ve teknik personelin, sporun içinden gelmiş eğitimli donanımlı kişilerden kurulu olması, hayati önem taşımaktadır. 

NG: Haydar Doğan, sizinle olan söyleşimizi burada tamamlıyoruz. Sizin sporcu gençlerimize, çok önemli bir örnek olacağınızı ümit ediyorum. 
 
Free Web Counters